KÜRESELLEŞME Mİ YOKSA EMPERYALİZMİN YENİ YÜZÜ MÜ? (I.BÖLÜM)

Kavramlar tıpkı insanlar gibi doğar, büyür ve ölürler. Bir medeniyetin düşünce düzeyini, ufkunu belirlemede ölçüt oluştururlar. Güçlü medeniyetler ise kendi egemenliklerini kurmada, paradigmalarını gerçekleştirmede yıpranmamış (toplum nezdinde kötü çağrışımı olmayan) kavramlara öncelik verirler. Bu kavramların benimsenmesi için her ülkenin zaaflarını, kitle iletişim araçlarını çok iyi kullanırlar. Hatta bu kavramlara karşı çıkmayı çağdaşlığa, özgürlüğe, şeffaflığa, sermayeye karşı çıkma olarak telakki ederler. Karşı çıkanı hayali örgüt mensubu, faşist, demokrasi düşmanı, ırkçı vs. ilan ederler.
Günümüz dünyasında kavramların bu kadar ehemmiyet taşımasıyla doğru orantılı, yaygın olarak kullanılan kavramlardan biri de küreselleşmedir. Küreselleşme sadece bir kavram değil dünya görüşüdür. Ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel, siyasal olarak dünyayla bütünleşme anlamına gelmektedir. Yani sermayenin, ticaretin, değerlerin, üretimin, tüketimin serbestçe dolaşımıdır.
Küreselleşme hareketinin başlangıcı konusunda düşünürler farklı tarihleri işaret etmekle birlikte Sovyetlerin dağılmasıyla varlığını daha net bir şekilde hissettirir. Bu süre zarfında birçok tanımı yapılmış ancak herkesin kabulleneceği ortak bir tanım üzerinde fikir birliği sağlanamamıştır. Ortak bir tanımın yapılamayışı bu kavramın aslında bir zihniyetin özelliğini taşıdığını göstermektedir. Tam tanımlanmayan ya da sınırları çizilemeyen her kavram birçok tartışmayla birlikte çelişkileri, tehlikeleri de içinde barındırır.
Osmanlı’nın son döneminde “özgürlük”, “adalet”, “eşitlik” kavramlarını sunan zihniyet ne idiyse bugünde “küreselleşme”, “diyalog”, “farklılıklara tahammül” , “yerel yönetimleri güçlendirme” diyen zihniyet aynıdır. Bu çok alımlı göze, kulağa hoş gelen tılsımlı kavramlar dün Osmanlı’yı nasıl bitirdiyse bugünde Türkiye’yi bitirme planının öncü kuvvetleridir. Bu tür kavramları sunanlar genelde kriz dönemlerinde ortaya çıkarlar. Zaten kriz kavramı, tehlike ile birlikte fırsat anlamlarını da ihtiva ediyor. Peki, neyin fırsatı?
Küresel güçler, kendi çıkarlarını gerçekleştirmede (üretim, ulaşım ve bilgi) bu kavramlar kadar bu paradigmanın bayraktarlığını da yapan işbirlikçilerini göreve hazırlarlar. Aşağıda belirtilen bazı grup çıkarları bu anlayışın öncelikleri ve adeta hukuku haline gelir:
1.Devletin çıkarı yerini şirketin çıkarına bırakır.
2.Milli değerler yerini etnik grup, alt kültür ya da cemaat kültürüne bırakır.
3.Düzeni değil adeta kaosu teşvik eder.
4.Birlikteliği ifade eden ya da anlamını taşıyan semboller yerini farklığa işaret eden sembollere bırakır.
5.Sermaye için en uygun yer vatanı değil en çok kâr elde edeceği yerdir.
6. âdem-i merkeziyetçi anlayışla fiilen milli devletlerin federasyonlara dönüşümüne kadar giden bir sürece zemin hazırlar.
7.Küresel sermaye istediği zaman sermaye hareketleri ile mili devletleri iflasın eşiğine getirebilir.
8.Sınırları çizilmiş vatan toprağı anlayışı yerini, en çok kârın olduğu toprakları önemli hale getirir.
Belki de dikkatimden kaçan ya da düşünemediğim birçok madde ekleyebiliriz. Bu maddeleri alt alta koyduğunuz zaman “Milli devlet” bu tanımlamalara göre olmamalıdır.
Küreselleşme de dünya, fiziki olarak sınırsız; kültürel, sosyal ve diğer yönlerden de bütünlük anlamına gelir. Önemli olan sınırlar değil sermayenin rahat dolaşımıdır. Küreselleşmeyle ilgili bir şairin dediği gibi;
”Ruy-ı zemin vatanımdır/Nev-i beşer milletimdir” (Yeryüzü benim vatanım /bütün insanlık milletimdir.)
Böylelikle vatan kavramı anlamsız kılınmıştır. Kutsallık, şirketlerin menfaatleri ile ilintili hale gelmiştir. Şairin ifade etiği vatan, küreselcilerin vatan anlayışıyla aynıdır. Bu anlayışa göre Çanakkale bizim için sıradan, dünyanın herhangi bir kentiyle aynıdır; farklı bir çağrışım göstermez!
Milletlerin hayatında önemli bir unsur olan din ise küresel şirketlere göre yeniden tasarlanmaktadır(Ilımlı İslam gibi ). Diğer kavramlarda olduğu gibi özüyle alakalı olmayan yeni bir din sunulmaktadır. Buna şirketler dini desek abartmış olmayız.
Tılsımlı kavramlardan biri de diyalogdur. Sanki Sokrates’in diyaloglarından ilham alınarak sunulmuştur. Sosyal bir varlık olan insan hep diyalog içinde olmuştur. Bireyin varoluş gayesidir, diyalog.”Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” gibi birçok deyimimiz vardır. Bundan amaç insanları anlama, tanımaysa problem yok demektir. Eğer devasa şirketlerin ekonomik gücü gibi kültürel yönden de tek taraflı taviz değilse küresel şirketlerin paradigmasıyla çelişir. Küreselleşme paradigmasında diyalog, egemen güçlerin anlayışlarına uygun söylem geliştirmektir. (İslam yerine İbrahim’i dinler” kavramını kullanma gibi.)
Batıya yönelmemizle birlikte bize sunulan kavramların tarihçelerine baktığımız zaman karşımıza; batılılaşma, muasırlaşma, çağdaşlaşma, dünya görüşü, ideoloji gibi kavramların sunulduğunu görürüz. Oryantalistlerin doğu toplumlarını sömürgeleştirmek için geliştirdikleri sihirli kavramlardır. Bu kavramlar, toplum tarafından nefretle karşılanmaya başlandığı andan itibaren yerine yenilerini alarak aynı idealleri devam ettirirler. Sömürü kokan ve Batı emperyalizminin ruhunu taşıyan bu kavramlar Doğu toplumlarında kabul görmeye başlar. Asıl kültür emperyalizmi, bu bukalemun kavramlarla İslam dünyasında kabul görmesidir. Aydınlarımız bu büyük tehlikeyi görememişlerdir. Cemil Meriç “Aydın ne mazisini bilir ne gelecek hakkında aydınlık tasavvurları vardır. Ülkesi ile göbek bağını çoktan koparmıştır. Entelektüel, düşünce dünyasını her gün yeni baştan yaratabileceğine inanandır.”der.
Emperyalizmin amacında, yöneldiği bizim gibi toplumlarla ilgili bakışında bir değişiklik yoktur. Tek değişiklik, kullandığı kavramın farklılığıdır. Cemil Meriç; kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur, der. Kısaca küreselleşme günümüz emperyalizminin yeni versiyonudur. Bir kasırga gibi en dip dalgalarla bütün coğrafyaları sarsan dayanıksız setleri yerle bir eden bu sosyal vakayı nasıl durdurabiliriz? Milli devletlerin sonuna mı geliniyor? Bu sorulara verilen cevaplar önümüzdeki yüzyılı şekillendirecektir.
Küreselleşme diye bize süslü ambalajlarda sunulan kavramın içinde neler olduğunu daha net anlayabilmemiz için belli alt başlıklarda incelememizde fayda vardır; bununla ilgili görüşlerim de bir sonraki yazımda yer alacaktır.
