LİDER-DOKTRİN-TEŞKİLAT EFSANESİ (!)

03.04.2016 10:41

 

Basit hesaplar, ikbal kaygıları, kazanılmış statüler ve var olan pozisyonun korunması adına uzun süreden beri Lider-Doktrin–Teşkilat kavramları üzerinde oluşan yanlış algılar, bizi sadece kavram kargaşasına değil aynı zamanda camia içinde birbirimizi ihanetle suçlayan vahim değerlendirmelere de götürmektedir. Böylesi bir suçlama konuya vakıf olamamak kadar basit ikbal oyunlarının da bir sonucu olduğu görülmektedir.

 

 Ülkücü  hareketin TEK, DOĞAL ve DEĞİŞMEZ lideri Alparslan TÜRKEŞtir. Merhum Başbuğun hiçbir konuşmasında, kitabında LİDER-DOKTRİN-TEŞKİLAT tartışılmaz şeklinde bir açıklama olmadığı gibi dokuz ışık doktrini yapı olarak zaten sorgulamayı, gelişmeyi emrediyor. Diğer yandan Başbuğ ” lider

tartışılmaz, değişmez gibi partimizde bir yasak yoktur “demektedir. (https://www.youtube.com/watch?v=0K5AxJoTqr0)

 

Lider- doktrin -teşkilat tartışılmaz diyen bir zihniyet ile skolâstik çağda dünya dönmüyor diyen zihniyet arasında bir fark yoktur.

 

12 Eylül öncesi adeta savaş ortamında kendini bulan ve Türk milletinin varlığına kâseden komünist saldırılarının olduğu dönemin şartlarından dolayı güvenliğinin sarsılmaması için bu kavramların tartışılmaması bu kavramların kutsal ,tartışılmaz olduğu anlamına gelmemektedir.

 

Günümüz dünyasında internetin evimize kadar girdiği, yaşanan olayların adeta canlı izlendiği bir dönemde bazı tabuları oluşturarak onların arkasına sığınma ve davayı teferruatta indirgeyerek diğer yandan da davanın birer aracı olan bu kavramları amaca dönüştürmek olsa olsa ikbal kaygılarının dışa vurumu olarak adlandırılabilir. 

 

Dokuz ışık doktrinin bir ilkesinin de ilimcilik olduğunu nedense birileri hep unutuyor. Diğer yandan doku ışık doktrinin bir başka ilkesi de Gelişmecilik ve Halkçılık olduğunu da unutmayalım. İlme, gelişmeye ve halkla bütünleşmeye bu kadar önem veren dokuz ışık doktrini tabuları oluşturmadığı gibi tabuları yıkarak, halka bütünleşerek günümüze gelmiştir.

 

Ülkücü hareket için tartıştığımız bu kavramlar, insan ürünü olup gelişme ve değişmeye açıktır. Eğer yanlış anlamlandırmalara gidilirse bu düşünce sisteminin donmasına neden olduğu gibi fikriyatının tükenmesine, bütün kuruluşlarının yozlaşmasına, nitelikli insanlarının önünün kapatılmasına da sebep olacaktır. Tarihte gelişme ve yenilenmeye kapalı sistemlerin sonlarının ne olduğu ortadadır. 

 

Genel başkan, karizmatik özelliklere sahip insanüstü yeteneklerle donanmış biri değil; kitleyi harekete geçirecek, kolektif çalışmanın uyumunu sağlayan, bunları hayata geçiren, ortak irade ile verilen kararları uygulayan kişidir. İnsanoğlunun aklı ile ulaştığı en ideal sistem olan demokrasiyi ve onun kurallarına uymak ve uygulamak zorundadır. Bu paradigma da Genel başkan değil, toplumsal irade egemendir. Genel başkan ise toplumunu birliğini, dirliğini sağlayan millet iradesine, teşkilatın eğilimlerine ve dünya görüşüne uygun hareket eden ve bu doğrultuda grubu sevk ve idare eden şahsiyettir. Diğer yandan Ülkücü  hareketin TEK, DOĞAL ve DEĞİŞMEZ lideri Alparslan TÜRKEŞ olduğunu da unutmamak gerekir. 

Düşünce sistemi Türk odaklıdır ve dogmalara yer yoktur. Türkün dünyayı algılama ve yorumlamasına dayanan, bilimin ışığında temellendirilen, gelişme ve değişmeye açık bir prensipler sistemidir. Dayanağı Türk milleti, hedefi İlahi kelimetullah ülküsüdür. Bu anlayışların tamamı bilimsel verilere paralel bir şekilde insan ufkunun sürekli değişerek gelişmesine olanak sağlar. Türklük gurur ve şuuru, İslamın ahlak ve faziletiyle bütünleşmiş olan bu anlayış bir kaosa sürüklenen insanoğluna bir nefes, bir hayat, bir düzen, bir mutluluk kaynağı olacaktır.

 

Teşkilat bir grubun dünya görüşünü geniş kitlere götüren, yayan ve hakim kılmaya çalışan bir organizasyondur. Teşkilatlanmada birlikteliğin sağlanması, kararların hızlı bir şekilde alınması ve kaosu önlemek için “biz” duygusu egemen olmalıdır. Sistemin kendisinde kutsallık yoktur. “Kol kırılır yen içinde kalır.” mantığı onun hayat felsefesinde karşılığı olmayan bir hastalık kabul edilir. Teşkilat veya parti dünya görüşünün dışında ve üstünde bağımsız ve üstün bir özelliğe sahip olmadığı da hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Teşkilatta görev almak bir sıçrama(!) tahtası değil aksine bu büyük davanın sorumluluğunu almaktır. Bu sorumluluğu almak bir noktada büyük bir imtihanla baş başa olmaktır. Görevi alacak kişi mutluluk ile sorumluluğu aynı derece de içselleştiren kişidir.

Ülkücü hareketin böyle bir yapılanmaya her yönüyle ihtiyacı vardır. Yazdıklarımızda eksikler yanlışlar olabilir zaten ülkücülük de bu eksiklikleri gideren, yanlışları düzelten, düşünceyi tekâmüle ulaştıran bir zihniyetin adı olmalıdır. Bu yazılanlar üzerinde eleştiriler oldukça daha güzel yazılar çalışmalar, icraatlar, hizmetler ortaya çıkacaktır. Önümüzdeki dönenim böyle bir geleneğin oluşmasına katkı veren ülkü devlerinin çoğalması dileği ile Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin