ÜLKÜCÜ “ATALET”ANLAYIŞI

Ülkücü hareketin her geçen gün kan kaybederek yok oluşuna şahit olmak insanı tahayyül edilmeyecek kadar rahatsız ediyor, kahrediyor. Birileri “bu da nereden çıktı, alanları dolduruyoruz, mesajlarımızı veriyoruz daha ne yapabiliriz ?” diyebilirler. Bu söylediklerim, yorum temenni, ya da birilerini eleştirmek için değil görünen resmin sadece tasviridir. Önümüzdeki günlerde eğer tedbir alınmaz ise bir dönemin nesliyle devam eden ülkücü hareketin duruşu özlemli bir hal almaya başlar.
Propaganda kavramını zihninden silen, basın-yayını öcü gören, halkla ilişkileri bile hiyerarşiye bağlayan bir zihniyet, ülkücü hareketin zihniyeti olamaz. Orta öğrenim gençliği ile üniversite gençliği içindeki oranı her geçen gün azalan ve nitelik olarak diplere vuran bir anlayış geleceğin Türkiye’sini kimlerle omuzlayacak? Mitinglerde heyecan, sevda, Turan hayalleri, vatan sevgisi türküleri bile unutulmaya yüz tutmuşsa dava topyekûn “SOS” veriyor demektir.
Birileri iktidar olacağımızdan, Türkiye’ye irademizi hâkim kılacağından bahsedebilir ama kanaatim o dur ki biz adım adım yok oluşa doğru gitmeye hızla devam ediyoruz.
Toplumun ne ihtiyaçlarına ne de hissiyatlarına cevap veremiyoruz. Demokratik toplumlarda en temel hak olan gösteri ve yürüyüş hakkı bu camiaya adeta yasaklandı. Devletin verdiği hakkı parti engelliyorsa komik bir durum var demektir. Ülkede kargaşanın zirve yaptığı durumlarda ülkücü hareketin demokratik tepkisini kavgasız, olaysız meşru zeminlerde ortaya koyması engelleniyorsa, kurultayları, şölenleri tamamen iptal ediliyorsa ve milletin en zor anlarında sesinizi, güveninizi duyamıyorsa neden sizi desteklesin ki?
Oysa bir miting değil bütün şehirlerde halka bütünleşen ülkücü hareket, yapacağı mitinglerle Türk milletinin yegâne temsilcisi olduğunu bir kez daha ispat ederek,hainlere ve onları azdıranlara da meydanlarda olduğu mesajını açık ve net olarak verebilir.
Tabanın beklentileri ile yönetimin tercihleri arasındaki makas her gün açılıyor. Bayraklar indiriliyor, ülke talan ediliyor, askerin başına çuval geçiriliyor meydanlarda değiliz. Sahi, bir siyasi hareket böylesi zamanlarda değil de ne zaman tepkisini ortaya koyacak? Demokrasi ve onun bireylere tanıdığı bütün haklardan camiasını mahrum ederek yoluna devam eden anlayış olsa olsa “ülkücü atalet” anlayışı olur.
Yapılan yanlış uygulamaları, yanlış tercihler ve ülkücü tavırla ilgili haklı ve yapıcı eleştiride bulunduğumuz zamanda hainlikten tutun kâfirlik derecesine kadar suçlanıyoruz. Meydanlara çıkamadığımız gibi orada “bozkurt” işaretini yapanı sorgulamaya çalışıyoruz. Seksen öncesi en zor dönemlerde Başbuğ yerinde ve zamanında büyük yürüyüşlerle mitinglerle bu hareketi hep canlı tutmamış mıydı?
Siyasi partiler, mitingler, konserler, kurultaylar, basın-yayınla ancak toplumla bütünleşir. Sormamız gerekmez mi bunları da devre dışı bırakarak uzaylılarla mı halka ineceğiz?
İftira atmıyoruz, hakaret etmiyoruz. Şunu diyoruz; göstergelerimiz, okunan gazete tirajımız, çıkarılan dergiler, basın- yayındaki konumumuz, gençlik üzerindeki teşkilatlı gücümüz, sivil toplum örgütlenmelerimiz, şenliklerimiz, konserlerimiz, konferanslarımız, dağıtılan bildirilerimiz ve nitelikli öğrenci potansiyelimizdir. Bu alanda yapılan çalışmalar yok denilecek seviyede ise nasıl bir başarı bekliyoruz? Partiye kayıtlı üye sayısı dörtyüz binler de ise bir fikir partisinin bakışı ile bu sayı örtüşüyor mu?
Seksenli yıllarda ezberlediğimiz marşları bile unutmaya başladık çünkü tekrarlanmayan bilgi unutulmaya mahkûmdur. Tekrarlanmama konusu bile üzerinde düşünülmesi gereken konudur.
Tefekkür, sorgulama, araştırma, denemeler gibi beyin fırtınası yerini bilge insanlara biat etmeye bırakmışsa vay halimize… Balgat’ı çevreleyen bir zihniyet fikir üreteceği, Türkiye’ye alternatif politikalar geliştireceği yerde ülkücü iradeyi bastırmakla görevli kalemşorlara dönmüştür.
Kendimizi çok güçlü gösterme hastalığına girmeyelim. Var olan potansiyelin üzerine mevsimlik bazı artıları koysak dahi davamıza gönülden bağlanmış, inanmış insanları ekleyememenin sıkıntısı varlık sorunumuz haline gelmiştir.
Ülkücü hareketi başkaları değil kendimiz bitirmek için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Bu anlayışla ileriye atılmayı bırakın yerimizde dahi duramıyoruz. Her geçen gün marjinalleşen bir pozisyona girdiğimizi fark edememek ne hazin durumdur.
Muarızlarımızın alaycı bir dil ile bu camia hakkında ileri geri konuşması bindiğimiz dalı kestiğimizi gördüklerindendir.
Ülkenin en hassas konularında meydana gelen kırılmalara karşı demokratik tepki hakkını meşru zeminde kullanmayı zihninden silen ve emir- komuta zinciri ile kapı kulu zihniyetini hakim kılan anlayışla ancak kapalı yapıya dönüşen dernek olabiliriz
Şuan ki hal ile ülkücü hareketin iktidar oluşunu bir yana bırakın var olan pozisyonlarını da birer birer kaybedecektir. Baştan sona kadar reform la dahi düzelemeyecek durumdadır. Yeni baştan a’dan Z’ye kadar değişim ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Eğer tedbir alınmazsa “atalet” duruşu kişiliğe dönüşürse korkarım hayallerimizin yıkılmasına, türkülerimizi unutulmasına ve zihni travmalar yaşanmasına sebep olacağız.
